Donald Trump, dünya siyaset sahnesine çıktığı günden bu yana bir devlet adamından çok, eline büyük bir oyuncak verilmiş yaramaz bir çocuğu andırıyor. Haritaya bakarken ülkeleri egemen devletler olarak değil, “benimle uyumlu olanlar” ve “haddini aşanlar” diye ayıran bir zihniyetle hareket ediyor. Trump’ın dünyasında diplomasi; nezaket, hukuk ve karşılıklı saygı değil, tehdit, şantaj ve pazarlık masasında yumruğu daha sert vurma meselesi.
Trump için ABD, uluslararası sistemin bir parçası değil; sistemin sahibi. NATO müttefikleri bile onun gözünde gerektiğinde azarlanacak, gerektiğinde cezalandırılacak “sorunlu ortaklar.” Bir gün “stratejik ortak” dediğine ertesi gün yaptırım sopasını gösteren bu yaklaşım, ABD dış politikasını öngörülemez, saldırgan ve ilkesiz bir noktaya sürüklüyor.
Bu tavır en çok da “benim param”, “benim askerim”, “benim çıkarım” söyleminde kendini gösteriyor. Küresel güvenlik, bölgesel istikrar, insan hakları ya da uluslararası hukuk Trump’ın sözlüğünde ancak ABD’nin anlık çıkarlarına hizmet ettiği sürece anlamlı. Aksi durumda bu kavramlar bir kalemde silinebiliyor. Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmek, uluslararası örgütleri küçümsemek, Birleşmiş Milletler’i etkisiz bir kulüp gibi görmek bu zihniyetin doğal sonucu.
Trump’ın Ortadoğu politikası ise ayrı bir facia. Bölgeyi tarih, sosyoloji ve halkların gerçekliği üzerinden değil; emlak projesi mantığıyla okuyan bir anlayış söz konusu. Büyük Ortadoğu Projesi’nin ve İsrail merkezli politikaların devamı niteliğindeki adımlar, kanı ve gözyaşını derinleştirirken ABD’nin “demokrasi” söylemini de tamamen boşa düşürüyor. Bir yanda demokrasi nutukları, diğer yanda darbeler, iç savaşlar ve vekâlet çatışmaları… Bu çelişki artık gizlenemeyecek kadar açık.
Türkiye gibi köklü devletlere yönelik parmak sallayan üslup ise Trump’ın kibir siyasetinin en rahatsız edici yüzlerinden biri. Yaptırım tehditleri, ekonomiyi hedef alan açıklamalar ve üstten bakan dil; müttefiklik hukukuyla bağdaşmadığı gibi, karşısında susacak bir millet de bulamaz. Trump’ın unuttuğu şey şu: Devletler sosyal medya mesajlarıyla yönetilmez, milletler de azar işiterek hizaya gelmez.
Trump’ın yürüttüğü ABD politikaları, Amerika’yı büyütmüyor; aksine yalnızlaştırıyor. Dostlarını azaltan, güvensizliği artıran ve dünyayı daha tehlikeli bir yer haline getiren bu yaklaşım, “önce Amerika” sloganının aslında “yalnız Amerika”ya dönüşmesidir. Yaramaz çocuk edasıyla her oyuncağı kendine isteyen Trump, masayı devirdiğinde oyunun biteceğini sanıyor. Oysa dünya, onun kişisel hırslarından çok daha büyük.
Tarih defalarca gösterdi: Zorbalıkla kurulan düzenler kalıcı olmaz. Tehdit diliyle yazılan politikalar ise eninde sonunda sahibini de vurur. Trump’ın hâlâ öğrenemediği ders tam da budur. Dünya onun bahçesi, ülkeler de onun oyuncağı değildir.
